Hastalığın (Sözde) Ruhsal Sebepleri & Ölümlü Beden…
Hasta olduğunuzda, herhangi bir organ ya da tüm beden rahatsızlık çektiğinde, panik başlar. Nasıl ve neyle iyileşeceğini düşünürsün. Eğer bir doktor/terapist bu işi senin için yapsın istiyorsan, kimin daha iyi bir tedavi sunacağını araştırırsın. Terapist ya da doktor istemiyorsan, kendini iyileştirme yollarını ararsın.Bazen de bunların hiçbirine vakit ayırmaz, hastalığını da önemsemez, ya da önemsemez gibi yaparsın. Muhtemelen çok korkmuşundur ya da farkında olmadan bedenini yok edesin vardır.
Ya da Bütüncül Sağlık akımlarının ve ruhsal iyileşme metotlarının bize sunduğu “hastalıkların duygusal sebepleri” başlıklı dipsiz bucaksız, riskli kazanda dolanırsın, bazen kaybolur bazense-eğer şanslıysan seni acıdan kurtaracak yolu bulursun. Acıdan kurtulmanın iyileşmek anlamına gelmediğinin henüz farkında değilsen şanslısın, çünkü böylece hayatına devam edebilirsin.
Bu hastalıkların “ruhsal” sebepleri var ya…Dikkat etmeli buraya..Çok riskliler çünkü..
Duygusal sebepleri bulayım derken daha da hastalanma olasılığın yüksek. Tıpkı insanı makineye benzeten eski klasik tıp ekolleri gibi, bu anlayışlar da insan duygu bedenini bir pilli bebeğe benzetiyor. “Sırtınız ağrıyor çünkü hayat size ağır yükler veriyor” “gözlerinizde iltihap var çünkü görmek istemediğiniz durumlar var.” Bize ezbere sunulan “hastalığın gerçek sebepleri” gibi kitaplar, metinler vs.vs.vs. bütün bu makineleşmiş literatürü sağlayanlar. Her ruh ve içine yerleştiği beden, önceki hayatlarından ve genleriyle bilgiler getiriyor ve tüm bir yaşamı deneyimliyor. Her beden her ruh böylesine farklı bir yoldan gelmişken herkesin sırt ağrısının aynı sebepten ortaya çıkmasına imkan yok dimi? Benim sırt ağrım belki bana bambaşka bir şey hatırlatmak için var ve seninkisi taa önceki hayatında sırtına yediğin darbeden kalma..Kimbilir…
Ve kendi sebebinizi bulayım derken delirme ihtimaliniz çok yüksek. Çünkü yine de hasta olma durumuna odaklanıyor tüm bu bilgiler. “Evet, hastasın” diyor sana, ve sebebi bu ve bu ve bu. Kimse sana hasta değilsin demiyor, olduğun gibi mükemmelsin demiyor..Hastasın ama iyi olabilirsin diyor…Şizofreninin ta kendisi..
Bu açıdan baktığımda, ağrıyı hafifletmeye ve bastırmaya yönelik klasik tıp terapileri daha az ürkütücü bazen. “Acıyla yüzleşmek istemiyorum”, ya da “artık çok geç hastalığım çok ilerledi” diyen insanlar ağrıkesicilerle, antibiyotiklerle bu acıyı geçici olarak bastırsınlar..Daha iyi ne yapılabilir? Ruhsal sebebini bulmaya çalışmak, bulamamak ve dehlizde kaybolmak daha mı iyi? Üstelik beden acılar içindeyken..
Bu mekanik bilgileri kötüleyerek daha fazla vakit kaybetmek yerine asıl merkezimize gelmek istiyorum bir an önce…
Biz tüm bu “hastalığın ruhsal sebepleri” yle oyalanırken aslında yine ve yine kendimizin tüm sorumluluğunu dışarıya atıyoruz. Sırtım ağrıyor çünkü hayat zor, başım ağrıyor çünkü annem çok dırdır yapıyor. Peki biz bu bedene bu ruha ne yaptık bugüne kadar? Neden bunların sorumluluğunu almak yerine hayatın zorluğuna kabahat buluyoruz? Ya da arkadaşlarımızın sivri diline?
Kronik hastalığın son aşamasında, inatla alternatif tedavilerle iyileşmeye çalışan insanlar tanıyorum..Duygusal-mental sebeplerini bulup mucizevi şekilde hastalıklarından kurtulacaklarına inanıyorlar. Bunun mümkün olduğunu sanmıyorum çünkü bedenin şu anki hali, geçmişte yaptıklarımız, düşündüklerimiz, hissettiklerimizin doğal bir sonucu. Tüm bu yaşam deneyimini dönüştürmek ve sonucunda bedenin iflasına sebep olan bütün negatifliği bir anda pozitife çevirmek imkansız bazen. Bazen de zor ama kendi içine uzun bir yolculuğu gerektiren bir dönüşüm. Gerekli mi? Bazen değil bile. Ölmekten neden bu kadar kaçıyoruz, bunu sorgulamalı esas..
Burada “kabullenme” kısmı başlıyor işte. En zoru ama en de zevkli kısmı bana göre..
Hasta oluşumuzu kabullensek, bize bedenin sınırlarını, bedenin ölümlü olduğunu, kusurlu olduğunu hatırlatan bu duruma kendimizi bıraksak nasıl olur?
Ya tüm bu iyileşme çabaları “hasta” olmaya bizi daha da çok odaklıyor ve sinsice biz onu iyi etmeye çalışırken bu dengesiz hali daha da güçlendiriyorsa?
Dün ne kadar sağlıklıydım, bugün neden kötü hissediyorum? Geçmişe takılıp kalmak değil mi bu? Bugün kötüsün, yarın iyi olma ihtimalin var, şurdan atlayıp gitmek yerine, geçmişe tutunuyorsun. Eskiden böyle değildim ben. Evet yarın da böyle olmayacaksın. Yarın belki de bedenin ölü olacak. Ama hala önceki sağlıklı haline takılıp kalıyorsun.
Ego yapıyor bunu. Değişmek istemiyor, her zaman genç, her zaman sağlıklı olmak istiyor. Ama bunun imkansız olduğunu kabullenmek beraberinde acıdan çok rahatlamayı getiren bir deneyim aslında. Gelip-geçici oluşun rahatlığı, sınırlı oluşun rahatlığı..
Peki ne yapmalı? Ben bilemem ki ne yapmalı senin için..Senin bulman lazım kendin için en iyisini..Ama bu bedenin sınırlı oluşunu ve ölümlü oluşunu avantaja çevirmeli şu hayatta diye düşünüyorum..Daha çok ruhumuza bakmalı, daha az materyale odaklanmalı..Hani iki ses çatışır ya içimizde; kariyer yapsam, para kazansam ve en güzel ev benim olsa//Ne kariyeri ne parası, kendime yakın olayım, en güzel ev de ne demekmiş?? İşte bu ikilemi durdurmak için kullanabilirsin bu acı ama güzel gerçeği…Hastalanıyoruz..Ölüyoruz, sen de ben de ölü olacağız günün birinde..Ama ruh kalacak buralarda, bir daha bir daha gelmek isteyecek bir daha seni aynı ikilemlere sürükleyecek…Gerek yok..Şimdi anla bunu..Aşrama kapanmana gerek yok, guru da edinme kendine, anla işte.…Zaten uzun zamandır bildiğin şeyi şimdi bildiğini fark et ve başla..
Ve bundan sonra hastalandığında eskisi kadar panikleyeceğini sanmıyorum..Yarın yine sağlıklı olacaksın çünkü..Ondan sonraki gün de ölü..Ruhsal sebep de neymiş..sen ruhuna bakmadıkça, sebeplerini nasıl duyacaksın?



Add to Google